
4 Aralık 2009 Cuma
niye bana herşey korku herşey tasa
ne gece ne gündüz kaygısız
neden bütün yollar karanlığa
gecelerim uzun ışıksız
aşk yarı yolda kaldı neyleyim
korkmuyorum ben buyum böyleyim
yarınlar kadar yakın içimde fırtına
bu dalgasız deniz durgun aldatır inanma
yaslanıp gururumun kambur sırtına
kendime rağmen durmam basar giderim
nereye gider yollar sır dağlara
denizler uçsuz bucaksız
gözlerim arkadaş uzaklara
Dalar gider ah faydasız
3 Aralık 2009 Perşembe
29 Kasım 2009 Pazar
Bir rüya oldun sevdamın gergefinde
Neden çocuklar beni gösteriyor
Yağmur yağsa güneşin yerine
Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret
Sensizlikten olsa gerek
Çekilmez oldu buralar
Hep benle beraber bulamadıklarım
Bak cesaretim yok artık
Geç oldu yorgunum
Yine deli oldum sayende
Saçında rüzgar
Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret
Ayrılıktan olsa gerek
Gecikiyor sabahlar
Hep benle beraber unuttuklarım
Dönmüyor epeydir başım
Denizler yalan
Sevmek ateş olurmuş derler
Yanmak yalan
Şimdi öyle uzakki geldiğim yollar
Yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz
Bir çocuktum sevmiştim
Avuçlarımda aynalar
Gayret et güzelim elini uzat
Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret
28 Kasım 2009 Cumartesi
Anılar, birer zorba gibi yükleniyor üzerime. Durmadan hesap soruyorlar benden... Tekrar tekrar aynı görüntüler belleğimi kanatıyor... Ve hep o yüz... Yüzdeki o ışık, ömrümü ortadan ikiye bölüyor. Ne geriye dönebiliyorum, ne ileri gidebiliyorum... Öğrendiğim her yeni bilgi, eski inançlarımı koyulaştırmaktan başka bir şeye yaramıyor... O yüzün sahibine kaderini anlatmak isterdim... Oysa o yüz, ışığının farkında bile değil. Kendisine rağmen yaşıyor o ışık yüzünde... O yüz ki sevgiden önce nefret etmeyi öğrenmiş... O da kayıp bir gemi ve o da bu kanlı sisin içinde yitirdiği yolunu arıyor... Her kayıp gemi, bana kırılgan ve bitimli aşkları hatırlatıyor... Dostluklar, sisin ortasındaki kayıp gemiler gibi boğulmuş insan sesleri çıkarıyor... Ziyan olmuş hayatlar, bu sisi biraz daha koyultuyor... Her talihsiz karşılaşma, başka bir karşılaşmayı daha talihsiz kılmaya gidiyor... Her ziyan edilmiş hayat, başka bir hayatı ziyan etmeye gidiyor...
22 Kasım 2009 Pazar
yalan
hesapsız açar baharlar penbeyi
açmadığın dalda sözün geçer mi
dünyada ölümden başkası yalan...
Ve gönderemediğim şiirler yazıyorum...
Sonunda birikip taşıyor sözcükler
...
Anlatmak isterken delice susmak,
Azgın bir suda devinmek gibi bir şey bu
Ve belli belirsiz delirginlikler yaşamak gece gündüz fark etmeden
Dehlizlerde kaybolmak gibi bir şey bu,
Pencerenin arkasından bakmak...
Sana sarılmak isterken,
Yanında olmayı özlerken,
Sadece seyredebilmek ne acı
Ve dokunamamak gecenin bir vakti sancıyan yüreğimin küçük elleriyle
Yalnız başına bir didişme gece yarıları...
Sigarayla mücadele etmeler, dumanla resimler çizmeler gece mavisi gökyüzüne
Seninle olduğum halde senin olamamak ne acı
Ve ne acı anlatamamak bendeki seni.
Cümleler kurmak ve ifadesiz kalmak şiirin en anlamlı mısrasında
Susmak ne olacağını umursamaksızın...
Kalakalmak...
Ne garip soluksuz kaldığını sanırken derin bir nefes almak
Sonu görünmeyen bir yol gibi,
Yanıtlarını bulamadığım bir soru gibi
Ve en delisinden bir aşk gibi,
Pencerenin arkasından bakmak...*
20 Kasım 2009 Cuma
...
öyle asil güzeller gibi gözlerim buğulanmaz, uzaklara dalmaz...
gözümden bir damla gelmez yaş...
ağlarken çirkin olurum ben...
gözlerim şişer,kızarır,suratımın coğrafyası değişir.
salya sümük ağlarım ben...
oluk oluk hüzün fışkırır yüreğimden...
ağlarken çirkin olurum ben...
bozkıran
10 Kasım 2009 Salı

yanıma aldım kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun
ortalıkta görünen herkesin adı yabancı,
herkes kendi maskesiyle dolaşır oldu yanıbaşımda,
tanımaz oldum yüzleri ve keşkelerle avunur oldum.
düşlerimde gördüğüm yüzüm benim mi düşünür oldum,
onca maske gözümün içine bakıyor sorgularcasına,
ve burası hep yabancı, hep yalancı doldu,
çıkmak istiyorum artık dışarı, bırakın gideyim kendimi alıp
Figanıma değmeyin
Eğer sevda bu demekse
Ben vazgeçtim
Beni sevmeyin
Garipliğim kader değil
Geçiçi gülmeyin
Bu kışta efkarlıyım
Bahara Allah kerim
Hadi yüreğim ha gayret
Hele sıkı dur hele sabret
Başını eyme dik tut
Bu bi rüyaydı farzet
hadi hadi yüreğim ha gayret...
Hele sıkı dur hele sabret
Başını eyme dik tut
Bu bi rüyaydı farzet
hadi hadi yüreğim ha gayret...
29 Ekim 2009 Perşembe
28 Ekim 2009 Çarşamba
Istırabım Sende
Biliyorum konuşacak bir şeyimiz yok
Ama gözlerini al gel
Elindeki yarayı, suskunluğunu, acemiliğini
Beni birisi severse inanmam
Seni birisi severse utanırsın
Bilmediğin bir hastalığa acımak için bile olsa gel
Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz yok
Ama ıstırabım sende, mutlaka al da gel
acıyla erir, yüzüne aşık çocuk
yalnızlığın o mutlu gerilimi
O öksüz göl hızla derinleşir
biliyorum, acılarım hiç bitmeyecek, bu öyle bir
yeşil
Ne zaman gözlerinin içine baksam, biliyorum
ikimizi de aşar, o kapının ardındaki masal
bense yüreğimin bu hallerinden korkar, kalırım
bir hız trenine bindirilmiş küçük bir çocuk gibi
geçip giden yüzlerine bakar kalırım
Ömrün kısalığı çarpar camlara
ateş hızla yayılır içerilere
Akşam olur, evler dolar boşalır
acıyla erir, yüzüne aşık çocuk
Ne zaman gözlerinin içine baksam, biliyorum
İkimizi de aşar, o kapının ardındaki masal
2 Ekim 2009 Cuma
...

Geçtiğimiz yolları arıyor gözüm yine
Sanırım şehir uzakta kalıyor
Ellerimi uzatsam tutmak isterim günü
Ama güneş her gece tepemde doğuyor
Yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile
Uzun cümleler kurardım konuşurken
Eski filmlerde kaldı böyle sözler deniyor
Ama şimdi filmler bile eskimiyo
Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor, beklesem de
Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor
16 Eylül 2009 Çarşamba
' yürüyorum düş bahçelerinde
Bir sabah saçlarımı okşayıp da rüzgar
İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz
Ve güneş aynaya baktığımda çizgilerden
Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz
Yok olmaz erken daha
Biraz geç kalın ne olur
Hiç hazır değilim henüz
Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha
Tanıdık değil bana güz
Yok olmaz dur
Dur gidemezsin
Gözlerimin rengi dur
Bulutlara dönemezsin
Yok alamazsın
Beni deli zaman
Ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin
O gün başka renkte ağaracak biliyorum
Ve zorla değil ya o rengi hiç sevmiyorum
Ne olur sanki biraz daha zaman verseniz
Yıllar öfkenizi hiç mi hiç anlamıyorum
Uçurtma Bayramları
Bir rüya bir ümide yaslanıp yaralandık
Tutunduk sevgilere düşe kalka
Hep yol aldık
Yenilme gel yenilme
Belki de aldatıldık
Belki dünya hiç dönmüyor
İmkansız yanıldılar
Ölüm yok ölünmüyor
İmkansız ah imkansız
Gel uçurtma bayramları var
Haydi sevin de gel
Ölümsüz özgür çocukluğuna
Yeniden yol ver
Haydi koş haydi gel
Bir avuç sevinç al annnenden
Bana da biraz ver
Öylesine öylesine yalnızız ki
Şu koskocaman şehir ve biz bak ne olur
Bari sen gel
lal
bir bulut olsam, yüklenip yağsam
Dökülsem damla damla toprağıma
Bir deli nehir, bir asi rüzgar
Olup kavuşsam üzüm bağlarıma
Bir çiğ tanesi, bülbülün çilesi
Annemin sesiyle güne uyansam
Radyoda yanık içli bir keman
Ağlasa nihavend, acem aşîrân
Bir turna olsam, yollara vursam
Uçabilsem kendi semalarıma
Bir seher vakti sılaya varsam
Selam versem ah sıra dağlarıma
Komşunun kızı, çoban yıldızı
Yaz bahçeleri yeşil, mor, kırmızı
Ah şişede lâl, hem de ay hilâl
Bir daha da görmedim öyle yazı
sezen aksu
11 Eylül 2009 Cuma
hediye gibi geldin hoşgeldin
seyirlik değil ömürlük olsun
dilerim bu defa bu son olsun
seyirlik değil ömürlük olsun
bir yastıkta nasip olsun
gel koynuma gel oyunuma gel
akşam gözlü esmer...
safa geldin son ihtimalim
bir sana kalmış halım
hoşgeldin..
seyirlik değil ömürlük olsun
dilerim bu defa bu son olsun
seyirlik değil ömürlük olsun
bir yastıkta nasip olsun
gel koynuma gel oyunuma gel
akşam gözlü esmer..
10 Eylül 2009 Perşembe
koşamam ki
kapalı yollarında akamam ki
unutkan nehrinin
yolunu sormadan
bulamam ki
karlı dağlarında doğamam ki
saklı kentinin
"çok üzülme çok susma
çok darılma
çok ağlama
çok da kitap okuma"
dedi annem
"çok terleme çok yorulma
girdaplarında
boğulma
yalnızlığına çok da alışma"
güneşim olmadan
göremem ki
ay tutulurken
uyuyamam ki
karanlık olsa da
ben herkesi sevemem ki
sevmeden de
yaşayamam ki
yanlış olsa da
1 Eylül 2009 Salı
...
anlat ne demekmiş kazı caddelere
aşk bu gece şehri terk etti
çal çocuk bu gece şehrin tüm kapılarını hüzünle
ıslak kelebekler bırak ellerine, söyle;
aşk bu gece şehri terk etti
"kal" duymayı bekledi
"git duymayı değil de...
sadece sevilmeyi istedi
bu onun suçu değil de...
döküldü bu gece yağmur gözlerine, eline, yüzüne
al ısıt, elleri çok soğuk kapat göğsüne
çarpıyor yüzüne rüzgar ellerine, saçına, tenine
sev onu, kalbi çok çok soğuk ısıt göğsünde..
31 Ağustos 2009 Pazartesi
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Kapı çalarsa lütfen açma yok kimseyi beklediğim
Sanki cinayet işledim ve yok cesedi saklayacak yerim
Güneş hergün uyandırır günü güne günüaydın denilmez
Nöbeti devralır gece ona iyi geceler dilenmez
Yakaladınmı tartakla çek saçını öğrenin
Cehennemin tutuşturulduğu vakti artık öğrendim
Lütfen içinden bağır ağrılı başım ne bu garez ?
Ses çıkarma alma nefes parmak uçlarında gez
24 saat inşaat sesleri sürer kafamda
Bir kıbıldasam devrelecek kafama büsbüyük bina
Tek parça geldim diye darganmadım sanma
Bir ben bulanıyorum kızıla bir bulanıyo kızıl bana
Bir tavuz kuşuna binip buralardan artık gideceğim
Acıkırsam cebimdeki yaşlı yusufcukla besleneceğim
Ne yazıkki unutmak istediklerimi bileceğim
Bir iskambil eve taşınıp ilk depremde öleceğim
Aklımı kaçırmak üzereyim ben çürük bir düzeneğin üzerindeyim
Neyin beni beklediğini bilmemekteyim her yerde bilinmezlik var
*** *** ***
sagopa kajmer-sürahi
off etti cana tak malesef çaresi yok yalnızlıgın
sende koparamadın halatların yeter artık nazlandıgın
aglama kıyamam ıslanır buklelerin
aklına geldikçe uktelerin
zaman makası ipleri keser sona kaç var pişmanlık için çok geç ama kabus için henüz erken
gelecek çılgınlıklar zincilermeseydi bir zamanlar benim için
geçmiş göz yagmurlarımı biriktirdigim sürahi kader verdi ilahi
kabullendim vallahi...
*** *** ***
sagopa kajmer-kargaların kargasası
İlerde bir kaç yol var belirgin değil
İlerle durmak ayak yorar beklemek çözüm değil
Aklımdaki mezar bir kişilik değil
Ve sen suçlu değilsin duygular kendini öldürür.
Saçmalar dilin söver ve eşyalarını yıkar
Kursak hevesle dolar
Kargalar çığlıkları basar
Huzurum kendini kasar
Karmaşık anlamsızlıklar ardışık yanılmalar
Sürekli uykuya yumulmalar hayatın içinden bu yansımalar
Büyük bir göç var ordan oraya kalbimden uzağa
Emin yerlerden tuzağa aydınlık patikalardan derin karanlık ormana
Bigün neden yok sormana gerçekler katılır içi yalan dolmuş harmana
Köleler yürür içinde zincirlerden ayaklar
Mezar taşları gibi benzer insan insana
Konuşmak istersinde susar bülbüller boğazında
Tam dokunmak istediğinde o yıldız kayar ufkunda
Ama umudun gittiği seferden dönecektir yakında
Onu her an beklemek inanki bal tadında
Bu kuş konacak elbet bir gün bir dostun yurduna
Kalp evinin anahtarlığını koyma düşmanın avcuna
Ellerimi siper ettim gözlerim artık göremezlerim
Görünmekten aciz olanlardan artık habersizim
19 Ağustos 2009 Çarşamba
Saatler son günü çalıp gitti...
Yeminler yaşlandı dudaklarda
Düğümlendi derken söz bitti...
Vagonlar bir dolup bir boşaldı...
Kuruyan gözlerim yine yaşardı...
Sarardı sırayla fotoğraflar...
Ne hayatlar içimde kaldı...
Unutursun için yana yana
Unutursun ölüm sana bana
Zaman basıp kanayan yarana
Unutursun, unutursun..
sertap erener-söz bitti
18 Ağustos 2009 Salı
11 Ağustos 2009 Salı
Kalbim neden kan ağlıyor
Bunu bir bilsen sevgilim
Güneş solgun gündüz gece
İçimde sen bir bilmece
Izdırabı heceliyor
Sensiz yalnız sensiz içim
Gözyaşlarım yağmur gibi
Yanağımı ıslatıyor
Kollarım bekliyor seni
Öpsem ellerini
Yine de sana hasretim
Dudaklarımda bir ateş
Avuçlarımda alevsin
Sensiz yalnız sensiz içim
İlahımsın sevgilimsin
Sen benim her şeyimsin
Hayatım anlamsız şimdi
Sendin bana neşe veren
Seviyorum sevdim
Sen benim sıcak güneşim
Güzel tatlı tek eşimdin
Kara sevdam sevgilimdin
Unutamam asla seni
Her gün arıyorum yasla seni
Ne olursun dön bana
Kollarım bekliyor seni
Öpsem ellerini
Yinede sana hasretim
Dudaklarımda bir ateş
Avuçlarımda alevsin
Sensiz yalnız sensiz içim
İlahımsın sevgilimsin
Sen benim her şeyimsin
7 Ağustos 2009 Cuma
yanlızlardayım
Sevgılıler gördüm kıskandım bıraz
içim boş kaldı
Çok yandı canım
Artık ne yapsam yalnızlardanım
Aslında cok garıp hiç kavuşmadık
Tenine az degdım tam karışmadık
içim boş kaldı
Çok yandı canım
Artık ne yapsam yalnızlardanım
Bi göriyim desem yok kı yok
Bi koklyim desem yok kı yok
içim gül biraz
Güldür biraz
Şunu öldür kendini güldür biraz
Bence yazık oldu
Çok kısa ömür
insan dogar
Aşık olur ölür
içim boş kaldı
Çok yandı canım
Artık ne yapsam yalnızlardanım
Özledim desem yok ki yok
Bi şey söylesem yok ki yok
içim gül biraz
Güldür biraz
24 Temmuz 2009 Cuma
NE KADARINIZ GERÇEK SİZİN ?
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...???
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...???
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...???
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?
Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?
Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.
Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak...
METRODAKİ KEMANCI
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Tutunduk sevgilere düşe kalka
Hep yol aldık
Yenilme gel yenilme
Belki de aldatıldık
Belki dünya hiç dönmüyor
İmkansız yanıldılar
Ölüm yok ölünmüyor
İmkansız ah imkansız
Gel uçurtma bayramları var
Haydi sevin de gel
Ölümsüz özgür çocukluğuna
Yeniden yol ver
Haydi koş haydi gel
Bir avuç sevinç al annnenden
Bana da biraz ver
Öylesine öylesine yalnızız ki
Şu koskocaman şehir ve biz bak ne olur
Bari sen gel
Akşamlar böyledir hep sessiz
Eşyalar başka yerde, ben bir yerde
Gölgen dolaşır gibi, sanki peşimde
Işıkları yakın nedir bu giz
Yokluğun da, sen de varsa, sen bu evde
Ayrılmam, sarılırım hayallere
Ayrılmam, sevişirim özleminle
Hava ağır sıkıntıda sokaklar
Sensin kaldırımlardaki bu iz
Alışmaya çalıştıkça öfke gibi
Hasret büyüyor kalbimde sessiz sessiz
20 Temmuz 2009 Pazartesi
bır sevda sozu fısılda hazırım ınanmaya
gönül hırsızı dıyorlar ınkar et yeter bana
gozlerındekı cevaba korkuyorum bakmaya
geceler uzun ve yalnız yoksun sabaha kadar
dusumde bıle gunahkarsın bunu kım hayra yorar
ardımdan delı dıyorlar belkıde yalan degıl
yanımda bıle uzaksın nasıl dayansın gonul...
Çok ahlar aldı diyorlar inkar et yeter bana
gözlerindeki cevaba korkuyorum bakmaya
geceler uzun ve yalnız yoksun sabaha kadar...
düşümde bile günahkarsın bunu kim hayra yorar
ardımdan deli diyorlar beklide yalan değil
yanımda bile uzaksın nasıl dayansın bu gönül
yanımda bile uzaksın nasıl dayansın bu gönül
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri elâ gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde "Onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!
Can YÜCEL
19 Temmuz 2009 Pazar
10 Haziran 2009 Çarşamba
Yüregim benden gider oldu
Bahari beklerken güzelim
Hep günesi arar oldum
Herseyin bir sonu var ama
Sonu yok ki düstügüm yerin
Sana degil artik güzelim
Ah, ölüme kosar içim
Gel artik, içimi al ve öldür
Dön artik, sesimi al ve öldür
Seni ben kendime güzelim
Canimdan geçip seçtim
Sana ben kendimi güzelim
Ödünç vermedim
Söz-Müzik: Murat Çelik
9 Haziran 2009 Salı
Sözlerimi geri alamam
Yazdığımı yeniden yazamam,
Çaldığımı baştan çalamam,
Bir daha geri dönemem.
Akıyorsa gözyaşım kurumasın,
Coşup seven gönlümse durmasın,
Dost bildik anılarım çağırmasın,
Bir daha geri dönemem.
Hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı.
Bir umuttu yaşatan insanı.
Aldım elime sazımı.
Yine aşınca çayın suyu boyunu
Belki yeniden karşıma çıkacaksın.
Göz göze durup bakınca
Göreceğiz,
Neyiz ve nerelerdeyiz,
Bilemiyoruz
Şimdi.
31 Mayıs 2009 Pazar
Grup Gündoğarken - Gördüğüme Sevindim
Görmesem daha iyiydi seni orada o gece
Aradan yıllar geçti silinmedin hafızamdan
Her gece gibi bir geceydi seni görene kadar
Birer birer çıktılar yerlerinden hatıralar..
hatıralar..unutulmaz..
Duygularıma esir oluyorum seni görünce
İnsan bin kere mi yanıyor bir kere sevince
Ruh bedenden ayrılıyor çekimine girdim
Bir kere daha yandım ama canım gördüğüme sevindim
Duygularıma esir oluyorum seni görünce
İnsan bin kere mi yanıyor bir kere sevince
Ruh bedenden ayrılıyor çekimine girdim
Bin kere daha yanarım sana canım gördüğüme sevindim
aşkları da vururlar
Gel
Bana kalbini göster ne olur
Sen değilsin bu sudaki aksin
Hadi gel kader değil bu
Hepimize öğretilmiş öfkeler
Ne olur teslim olmaz
Bu kızgın, bu kalp kıran eller
Bir zaman bebektiler
Hadi gel
Aslını göster
Suretin çok zalim
Çok mu üzdüler seni
Sahiplenme, senin değil bu dikenler
Sözlerin hançer
Yareler açar
Yareler gülüm
Sür gözlerinin namlusuna
Sür beni, aşktan olsun ölümüm
SEZEN AKSU
19 Mayıs 2009 Salı
Beni yar beni yar
Beni narin kollarında bırak
Bizi aşk anlar
Sen kendi yeni aşklarına bak
Dile kolay yıllar
Beni ilk yıllarında bırak
Eski anılardan
Söyle elimizde başka ne var
Yoksun ya
Dünya durdukça esirinim yar
Yemelerden içmelerden
Kesilirim yar
Şu boynuma dar ağacı
Gayrı değil yabancı
Gel beni bu zalimlerin
Ellerinden kurtar
Şu boynuma dar ağacı
Gayrı değil yabancı
Alışamadım sensiz
Uyumaya yar
Böyle kal değişme
Zaten olmuş halım perişan
Başımı koymuşum
Senin sevdanın yollarına
Yaşarım sensizliği
Sanki sen varmışçasına
Koşarım bilsem de
Çalan zillere kapılara
Yoksun ya
9 Mayıs 2009 Cumartesi
8 Mayıs 2009 Cuma
Belki güneş bi gün ikimiz için doğar
Belki korkuları hayallerimiz boğar
O masal günü gelinceye kadar
Susuyorum , susuyorum
Susadıkça yüzün düşer aklıma
Korkar oldum düşlemekten
Adını anarım çoğalır sesim
Konuşmaktan düşünmekten özlemekten
Gel bak bir elimde gökyüzü var hala
Ötekinde kayıp giden yıldızlar la la
Korkularda benim umutlarda
Beni bırakma
Kimse kimsenin herşeyi olamaz-mış
Di'li geçmişten tek yaramsın sen
Sensiz kimsemiyim kimsesizmiyim hiç bilmem ,
Bilmek istemem hatta düşünmem
Gel bak bir elimde gökyüzü var hala
Ötekinde kayıp giden yıldızlar la la
Korkularda benim umutlarda
Beni bırakma
27 Nisan 2009 Pazartesi
26 Nisan 2009 Pazar
Aklıma salıncaklar kurdun
Solgundum boyandım rengine
Kendimi suretinde buldum
Hesapsızca geldin
Bıraktın zehrini
Senden öncesi
Silindi gitti
Oysa ben senin en çok sevdiğin kölendim
Seni sevinçli yaz günleri gibi bekledim
Kendime yeminler ettim, direndim
El sürmemeye tenine
Ardında ne küller savruldu
Omuzunda melekler suskundu
Hüznüm taze dayandım sihirine
Ruhunda incelikler buldum
5 Mart 2009 Perşembe
Ayın karanlık yüzü
Harcayarak geçiriyorsun saatlerini düşünmeksizin
Dolanarak bir karış toprağın üzerinde doğduğun yerin,
Bekleyerek birini ya da bir şeyi sana yol göstermesi için...
Bıkkınsın güneş altında uzanmaktan,
Yağmuru izlemek için evde oturmaktan,
Gençsin ve yaşam uzun; ve öldürecek zamanın var bugün..."
"Ve koşuyorsun ve koşuyorsun yetişmek için güneşe; fakat o batıyor,
Ve hızla dolanıyor doğmak için arkandan bir kez daha,
Güneş aynı güneş, fakat sen daha yaşlısın,
Daha soluksuzsun ve bir gün daha yakınsın ölüme".
Pink Floyd
05,03,1986
2 Mart 2009 Pazartesi
Ölmeyi öğrendiğinde yaşamayı da öğrenmişsin demektir!
"Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez. Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık. İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin yaptığını yap ve her sabah omuzundaki küçük kuşa sor:
'- O gün, bugün mü? Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş, araba ve ev taksitleri... hayattan istediğim şey bu mu?'"
Bütün yapmanız gereken arada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak:
"Bugün mü küçük kuş, bugün mü?.."
Mori Schwartz
14 Şubat 2009 Cumartesi
...
odasında dağılmış yatağında
huçkırığa boqulmuş ağlıyor
bir cansimidinden çok uzakta
gözyaşlarında umutsuzca yok oluyor
dedim;seni senden koparıp solduran kader
beni yaşamaktan soğutann şeymiş meğer
ne olmaya geldim nası oldum ben de
kaçmak istesem beni beklermisin
bazen can yorar umursama
hayat tesadüf yada biraz karma
müsfeddesi yokturki zamanın
bazen kazanır bazen de yanarsın
seni senden çıkarıp delirten şeyler
beni benden küstürenlermiş meğer
ne olmaya geldim,nası olsum ben de
kaçmak istesem beni beklermsin.....
7 Ocak 2009 Çarşamba
Çok zaman kaybetti deve pireyle Ben de küçüktüm eskide
Göğe bakardım Gözlerim dönerdi maviye
Gergedanın ezik kalbim üzerinde koşturması
Aynı benim farklı el değil bire bir hal alması
Uykudan evvel yolculanan günün hatırlanması
Derinden bir iç yanması (YANDIM..)
Bana gelirsen kalbin elinde gel
Kemiklerinden sıyrılıpta gel
Baharı bekle akasyalarla gel
Çuvallamayız korkma bir omuz ikimize de yeter
Söyle bana daha önce hiç kimseciklere söylemediğin sözler (SöyLe)
Hayrımı isteyen şükür birkaç yaratılanda var
İste sade iste ayrı 7 pınardan su toplarım
İste eski medeniyetler gibi yerin dibine batarım
Ben gerçeğim onlar hayal İste sana ispatlarım
Bir sevsen beni Gönlündeki derdi siler atarım
24 Aralık 2008 Çarşamba
ANCAK BİR BENZERİM ÖLDÜREBİLİR BENİ
22 Aralık 2008 Pazartesi
Dünyayı yağlamak lazım
Paslandı düzgün dönmüyor
Aya gidip bakmak lazım
Buradan bir şey görünmüyor
Dersler aldik yine saldik
Bile bile akilsiz kaldik
Sabunla bu kirler çıkar sandık
Sığ denizlere balıklama daldık
İnsan gerçeği ararken biz rüyalarda sevişirken
Herkes kendine sararken biz bahçelere daldık
İnsan güzeli incitirken biz eski zamanda yasarken
Herkes maskesini boyarken biz çimlere uzandık
Toprak kurdu yerde sürünüyor
Çirkin karga gülüp eğleniyor
Zavallı kurtçuk dönüp baksana
Bir toz bulutu bile yok ardında
Küçük oğlan kaçtı uzaklara
Minik elinde bir armonika
Sadece gitmiş olmak istedi
Bir toz bulutu bile kalmadı geri
Küçük kız sıkıldı oğlanından
Olmaz dedi oğlan
Sen benimsin bırakmam
Kız gitti oğlanın gözü yaşlı
Bir toz bulutu bile kalmadı gayrı
Adam çalıştı hem gündüz,hem gece
Eve yorgun dönünce,canı oynaş çekince
Kadın döndü sırtını yattı
Bir toz bulutu bile çıkmadı gayrı
21 Aralık 2008 Pazar

Bir mavi türkü kabarırken göğsümde
Vurur dudaklarıma masallar
Tütsülenmiştir artık bölüştüğümüz akşamlar
O mavi türkünün içinde bir kuyu
Dibinde bir adam gizlenir
O saklanır ben gizleyemem
Sızar dudaklarımdan zindan masalları
Bir gün olsun içimde kalsın yüzün
O sonsuz kuyular rehberin olsun
Acılardan ben çoktan vazgeçtim
Nasıl olsa hiç paylaşılmıyor
Küçük bir sevince bile orta karar oldum
Bir yağmurla yıkılıyor duvarlarım
Sen yıkarsın ben anlatırım
Sızar dudaklarımdan zindan masalları
Dallarda zerdali çiçekleri
Savrulup gider rüzgar esince
Bütün bir bahar böyle geçti
Döndüm gecenin karasına
Artık kimse kıramaz beni
O kül gibi deniz o sesiz kız
Kayıp bir sandala binip gitti
Ne sen söyledin derdini
Ne ben sevdiğime inandım
Unut geçen eski günleri
Bunca yıl sonra nasılsın
Anlardım aklından geçenleri
Sustukça konuştuk sanki
Sevdaymış meğer içimizde
Yıllardır uyuyan deli
Sessizlik sensin geceleri
Fincana kahve koydum gel aaaa
Bugün şeytana uydum gel
Ay doğdu dağın üstünden amanaman
Dallarda beyaz çiçekler
31 Ekim 2008 Cuma
"Merhametsiz kış sabahlarından önce herkesin, ayaklarını ısıtmak için birine ihtiyacı vardır. Kış aslında iki kişilik bir mevsimdir. Uyku kokan yorganlar, birbirine karışan rüyalar, sayıklamalarla uyandırdığın biri ve onun gecenin ortasında gülen yüzü... Bu, sokulmanın mevsimi! Eskiden pazarlarda satılan civcivler gibi, kemikler, eklemler birbirine geçmeli... Kış, bir insanın başka bir insan için yapıldığının delili!"
Ece TEMELKURAN
30 Ekim 2008 Perşembe
Hüzün Ki En Çok Yakışandır Bize
Hüzün ki en çok yakışandır bize
Belki de en çok anladığımız
Biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylan
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkıfelek
gibi döndüre döndüre
bir mapustan bir mapusa yollandığımız
Biz, ey sürgünlerin Nazım'ı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
Gerek acının teleğinden ve gerek
lacivert gergefinde gecelerin
şiiri bir kuş gibi örerek
halkımız, gülün sesini savurup
bir türkünün kekiğinden tüterken
der ki, böyle yazılır sevdamız
Hüzün ki en çok yakışandır bize
Belki de en çok anladığımız...
Hilmi YAVUZ
Bir insanı anlamak
Bir insanın yanında/yakınında olmakla onun ruhunda olup biteni anlamak mümkün mü? Daha o kendi kendisini anlamazken hem. Yine de zevkli bir iş ruh arkeolojisi. Sabır, emek, cesaret gerektiriyor. En sonunda eli boş çıkmayı göze almadan derinlere dalmayı öğrenmek kolay değil.
1 Eylül 2008 Pazartesi
25 Ağustos 2008 Pazartesi
6 Ağustos 2008 Çarşamba
17 Temmuz 2008 Perşembe
1 Temmuz 2008 Salı
Rengin sararmış derdin ne?
Bir haller olmuş sana yine
Bırak gün yanından geçip gitsin
Yarın şansını yeniden denersin
Gözün kararmış olur böyle
Yinede dönüp bakma geriye
Bırak yıldızları kayıp gitsin
Yarın başka bir dilek dilersin
Ah, sen kendinde ol yeter...
Karanlık çökmüş temiz kalbine
Kanın azalıyor terk edildikçe
Bırak aşkları yaşanıp bitsin
Yarın daha cok sevilirsin
Sorarım soru sırra eremem
Ararım döne döne duramam
Yürürüm diken diken kanamam
Yola düşünce
Bilemem başı sonu nerede
Akarım nehir gibi yine de
Yaşamak ve inadına ve ille de
Cana uyunca
Çile
Göremem bazı boşa bakarım
Bir dua bir türkü bir can yakarım
Beşerim şaşar hata yaparım
Kötü huyumca
Tutamam yerin toz tanesiyim
Bir garip dünya biçaresiyim
Bir kulun deli divanesiyim
Aşka gelince
Çile
Ne rahat bir soluk aldım
Ne huzur buldum
Yine de sevdim bu acı dünyayı
Gitmedim durdum
23 Haziran 2008 Pazartesi

havası kaçmış balon gibiyim
ne yerde ne de gökteyim
koparmışlar, çiçek gibiyim
ne vazoyu ne de ellerini isterim
50&50 varsa şansım sebebi yok, doğmuşum belli
ya gülersin, ya ağlarsın sebebi çok mu önemli
sus be artık dinlemem seni, akıl verme
herkesin derdi kendine, akıl verme
tadı kaçmış aşk gibiyim
mecbur kalınca sevişirim
pili bitmiş zaman gibiyim
ne ileri ne de geri giderim
50&50 varsa şansım sebebi yok yaşarım belli
ya seversin, ya sevmezsin sebebi çok mu önemli
Dünyayı yağlamak lazım
Paslandı düzgün dönmüyor
Aya gidip bakmak lazım
Buradan bir şey görünmüyor
Dersler aldik yine saldik
Bile bile akilsiz kaldik
Sabunla bu kirler çıkar sandık
Sığ denizlere balıklama daldık
İnsan gerçeği ararken biz rüyalarda sevişirken
Herkes kendine sararken biz bahçelere daldık
İnsan güzeli incitirken biz eski zamanda yasarken
Herkes maskesini boyarken biz çimlere uzandık
3 Haziran 2008 Salı
güneşin battığı yerdeyim
mümkün değil sana dönmem
biz olmuyor sen olmadan
kovulmuşuz bu dünyadan
mutluluğu ararken hayatım boyunca
geldiğim yer başladığım nokta
gönülde taş, gül kaldırımda
ağlamayı sor bi yağmura
sırılsıklam bir de bana
mutlu olmak istiyorum
artık gülsün şu yüzüm
tanrım ben insan değil miyim?
mutlu olmak istiyorum
sevmek benimde hakkım
yok mudur bir yenisi şu kalbin?
31 Mayıs 2008 Cumartesi
Umudu Demliyor Hayat
Siyah beyaz bir resmin sararmış dalgınlığı vuruyor beni
Vuruyor beni, vuruyor, vurdukça yoruyor bu düş bahçesi
Hayat şarabı lâl eden bir suskunlukla sürüyor...
Anla beni!
Gülleri ve külleri bir anda bırakıp ardında
Gökyüzüne firar eden kuşlarla anla
Bir kentin uğultusuna karışan bakışlarımla
Anla beni!
Umudu demliyor hayat sisler aydınlığa yaklaştıkça
Bir mor menekşenin camlara inat coşkusu sarıyor beni
Sarıyor beni, sarıyor, sardıkça dağıtıyor kederlerimi
Hayat bir sağanaktan delice dökülür gibi sürüyor...
Anla beni!
Sen beni anladıkça tomurcuklarım göğe varıyor
Yağmurlu akpak sevinçler büyütüyor gözlerim
Sen beni anladıkça içimde bir çocuk nefes alıyor...
Meltem KAYA
Ayrılık Sevdaya Dahil
en görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum, onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Hiçbir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Yalnızlık, hızla alçalan bulutlar, karanlık bir ağırlık
Hava ağır, toprak ağır, yaprak ağır...
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır?
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yalnızlık çakmak taşı gibi sert, elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan, olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız.
Attilâ İLHAN
7 Mayıs 2008 Çarşamba
Karanlık dünyam içimde kördüğüm
Bitmeyen çileymiş sanki ördüğüm
Sen yine öyle san
Sen yine öyle bil
Tertemiz dünyayı ben kirletmedim
Kendimi rüyalara hapsetmedim
Sen yine öyle san
Sen beni yine öyle bil
Yalnız kalınca yanında olmayan
Kırık kalbinin farkına varmayan
Yanlış kalplerde şansını zorlayan
Kendini senin yerine koymayan
Ben ben o değilim,ben o değilim
6 Mayıs 2008 Salı

belki haberin yok herşeyi duydum
belki yüzün yok perişan oldun
belki de şarjın bitti ya da biz bittik
ara beni lütfen
sesini duymalıyım masal anlatsanda
hikayen ödülleri toparlasada
seni çok sevmiş olsamda unut beni lütfen
sana çok kızmış olsamda
ara beni lütfen
umduğum dağlara karlar mı yağdı
içinde bu kadar öfke mi vardı
ben demiştim demeyi ezberledim gitmeyi
insan sevdiğine böyle yapar mı
bil ki sebebim çok beni kaybettin
artık duvarlarım cebimde değil
seni çok sevmiş olsamda unut beni lütfen
sana çok kızmış olsamda ara beni lütfen
umduğum dağlara karlar mı yağdı
içinde bu kadar öfke mi vardı
ben demiştim demeyi ezberledim gitmeyi
insan sevdiğine böyle yapar mı
4 Mayıs 2008 Pazar
1 Mayıs 2008 Perşembe
Çoktan değişti her sey
Aynı değiliz ikimiz de
Zaaflarına bir gece
Hatalarına bir nilufer
Sevgisizliğine bir kalp verdim
Artık geri ver, geri veremezsin aldıklarını
Artık geri ver, geri verilmez hiçbir yanılgı
Yokluguma emanet et sen de benden kalanlari
Her şeyi al bana beni geri ver
Bir şansım olsun
Başka yer başka zaman
Sensiz ömrüm olsun
Her şeyi al bir şansım olsun
Başka yer baska zaman
Sensiz ömrüm olsun
Her şeyi al..
Sensiz ömrüm olsun..
30 Nisan 2008 Çarşamba
27 Nisan 2008 Pazar
Ne zaman gözlerinin içine baksam,biliyorum
ikimizi de aşar,o kapının ardındaki masal
bense yüreğimin bu hallerinden korkar,kalırım
bir hız trenine bindirilmiş küçük bir çocuk gibi
geçip giden yüzlerine bakar kalırım
Ne zaman gözlerinin içine baksam,bliyorum
İkimizi de aşar,o kapının ardındaki masal
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Bir rüzgar aklımı alırdı
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım
24 Nisan 2008 Perşembe
23 Nisan 2008 Çarşamba
dolunay
Ağlar gece yarısı umuttan yoksun çocuklar
Bir karanlık savaş meydanı sanki İstanbul şehri dolunayda
Başka bir şarkı söylüyor sokaklar
Aşk uzakta uykuda
Hayat devam ediyor
Herşeye rağmen geçiyor günler
Hayat devam ediyor
Oyun gibi zaferler
Bir karanlık savaş meydanı sanki İstanbul şehri dolunayda
Başka bir şarkı söylüyor sokaklar
Aşk uzakta uykuda